|
Yazar Şevket Cihan Durukan
|
|
Fransa’da ‘Sarkozy doneminin’ başlangıcı ile birlikte Türk-AB ilişkilerini gergin günler bekledigi bir sır değil. Sarkozy’nin ülkesindeki seçimler boyunca Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyelik süreci hakkındaki açıklamalarının Fransa’da kabul gördüğü bir gerçek.
Avrupa’da son yıllarda yükselen milliyetçilik akımları ile paralel bir artış gösteren göçmen karşıtı politikalar, yabancı düşmanlığı, Doğu ve İslama yönelik önyargılara dayalı siyaset Birlik üyesi ülkelerin iç siyaset mekanizmasında önemli bir yer edinmiş görünüyor. Fransa’da tüm siyasetini göçmen karşıtı söylemlere dayandıran Jean Mari Le Pen, Avusturya’da ırkçı söylemleri ile çıkış yakalayan Haider ve Belçika, Hollanda gibi ülkelerdeki marjinal grupların yükselişi, durumun ciddiyetini kavrayabilmek için somut örneklerdir. Çoğulcu tam demokrasi anlayışı, etnik ve dini farklılıklara yönelik hoşgörülü yaklaşımı özümseyen, insan haklarına ve temel haklara saygıyı ilke edinmiş uygar Avrupa rüyası ile çatışan marjinal grupların söylem ve yükselişi kaygı verici. Türkiye’nin çetin ve uzun müzakere sürecinde faşist hareketler Avrupa’da yükselmesine rağmen, Birliğin genişleme dalgasına yönelik politikasını belirleyebilecek aşamaya gelmesi uzak bir ihtimal olarak görünüyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği önünde asıl engellerden birinin Avrupa’daki ultra milliyetçi hareketler değil, ortak Avrupa değerlerinin hristiyanlığa dayandığını, doğu-batı sentezinin mümkün kılınamayacağını iddia eden çoğunluğunu Hristiyan Demokratların oluşturduğu gelenekçi yapı olduğu söylenebilir. Avrupa Birliği’nin lokomotif ülkerinden biri olan Almanya’da Hristiyan Demokrat Angela Merkel’in bu yapıyı en azından Almanya’da temsil ettiği söylenebilir. Türkiye karşıtı gruplara rağmen, Birlik içerisinde Türkiye’nin üyeliğinin karşılıklı büyük çıkarlar sağlayabileceğini düşünen kitlelerin varlığı, Birliği Türkiye’nin üyeliği konusunda ikiye bölebilecek kadar çok. Türkiye-AB entegrasyon sürecinin tamamlanması ile; Doğu-Batı uygarlıkları arasında sağlanabilecek uzlaşma, Türkiye’nin büyüyen ekonomik pazarının yaratacağı rekabet ve dinamizm ortamı, dünya siyasetinde daha etkin bir rol oynamak isteyen AB için Türkiye’nin jeopolitik konumunun getireceği avantajlar Avrupa birliği’nin ve Türkiye’nin karşılıklı çıkarları bağlamında örnek olarak gösterilebilir. Şevket Cihan Durukan
Doğu Akdeniz Üniversitesi 23.12.2007
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
|